ANASAYFA HAKKIMIZDA DOSYALAR ETKİNLİKLERİMİZ İLETİŞİM
Yazarlarımız
 
 Ahmet ATAŞ
 Ali AÇIKGÖZ (1)
 Çetin Poyraz ALPER (1)
 Deniz YILDIZ (1)
 Ediz ARKAN (1)
 Emre ÖZET (1)
 Engin TAŞKIN (1)
 Ercan Murat KISACA (1)
 Halit KIRIŞ (1)
 Hikmet Kadir BOZOK (1)
 Metehan UZUN (1)
 Nurcan ARDALI (1)
 Oral TOĞA (1)
 Özlem DUMAN (1)
 Uğurcan USGÜL (1)
 Yrd.Dç.Dr.İkram ÇINAR
 Zafer DUYGU
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret8793
 
 

 
Terör ve Türkiye

GAZİ ÜSTEĞMEN

ABDULLAH AĞAR

İLE

"TERÖR ÜZERİNE"

 

 

-Gazilerimiz başımızın tacı!

Türkçe Yaşam: Abdullah bey, dergimizin eşgüdümünü sağladığı konferans için Eskişehir’de bulunuyorsunuz. Bu sayıda bizleri kırmayarak konuğumuz oldunuz. Öncelikle Güneydoğu’da terörle mücadelede komutanlık yapmış ve gazi olmuş birisiniz. Sizlere ne kadar teşekkür etsek, azdır. Sizinle sohbet etmek bizim için güzel olacak…

Abdullah Ağar : Teşekkür ederim...

-‘Biz teröristle mücadele ediyoruz, terörle değil!’

Türkçe Yaşam: Abdullah bey, Türkiye türlü tehlikeler ile boğuşuyor. Terör, ekonomik bağımlılık, siyasal kutuplaşmalar, irtica bunlardan sadece birkaçı. Sizce terörün bu tehlikelerin içerisindeki yeri ve önemi nedir?

Abdullah Ağar: Bu bahsetmiş olduğunuz tehdit değerlendirmesi aslında bizim bütün milli güç unsurlarımızı değerlendiriyor. Saymış olduğunuz başlıklar bunlardan sadece bir kısmı. Biz, milli güç kavramından yola çıkarak konuşmaya başlayalım isterseniz. Milli güç; bir milletin kendi milli hedeflerine ulaşmada kullandığı gücün adı demektir. Bunun da unsurları var. Ekonomik güç, siyasi güç, askeri güç, bilimsel ve teknolojik güç, coğrafi güç, kültürel güç. Biz bunların hepsinde bildiğimiz yada bilmediğimiz bir kuşatma ile, bir tehditle karşı karşıyayız. Terör de bunlardan sadece bir tanesi ve askeri değerlendirme içerisinde yer alıyor. Bilimsel ve teknolojik değerlendirme içerisinde bir şekilde yer alıyor. Biz şu ana kadar ifade edilen rakamlarla beraber, terörden kaynaklanan yaklaşık 300 milyar dolar gibi bir ekonomik kaybımız var. Terörden dolayı harcamış olduğumuz para. Bu sadece olayın bir tarafı. Birde bizde neden olmuş olduğu, toplumda neden olmuş olduğu travmalar var. Bölge halkında ve bölgede neden olmuş olduğu travmalar var. Ve ülkenin bekasına yönelik oluşturmuş olduğu bir zemin, bir altyapısı var terörün. Bunların hepsi bir araya getirildiği zaman terör, gözüken ve gözükmeyen yüzüyle ve bilinmeyen taraflarıyla ülkenin geleceğini, bekasını tehdit eden en önemli, en dinamik unsur olarak bizlerin karşısına çıkıyor. 300 milyar dolar bir sermaye ve bu sermayenin başka alanlarda nasıl kullanılacağını bilirseniz ve onları kullanırsanız, müthiş bir potansiyel demek ülkenin geleceğine yapacağı katkı anlamında. Şöyle bir örnek vermek gerekiyor; şu ana kadar güneydoğu Anadolu bölgesinde bizim yaklaşık 6.000 askerimiz şehit oldu ve bunun 2-2,5 katı kadar askerimiz de gazi oldu ve bu terörle mücadelenin bilinen kaybı. Bilinen kaybı diye ifade ediyorum, çünkü bölücü terör örgütü mensupları Mehmetçik karşısında eriyen, saf dışı bırakılan teröristleri bir şekilde parçalayarak kaçırırlardı. Onları kayaların yarıklarına, deliklerine atarlardı. Biz bilinen tarafıyla 40.000 insanın canına mâl olan bir şeyden bahsediyoruz. 300 milyar dolar gibi bir rakamla bunu orantıladığınız zaman, bir teröristin saf dışı bırakılması için, biz yaklaşık 10 milyon dolar gibi bir parayı harcamışız. Bu rakam -askeri örnek vereyim- yaklaşık 30.000 tane tank demek, 10.000 tane F-16 demek. Bizim şu anda zaten var 400 civarında uçağımız. Tankımızın sayısı 2000-3000 civarı. Artık bunlarda eskimiş durumda. Ekonomik anlamda kaybın ötesinde, güneydoğu Anadolu bölgesinde terörün neden olmuş olduğu bir zafiyet var. Bütün kayıpların içerisinde belki de en önemlisi bu. Birde terör zaman içerisinde siyasallaşarak, sözüm ona insan hakları, sözüm ona demokrasi kavramlarıyla, ülkenin milli birlik ve beraberliğini ortadan kaldırabilecek bir devinime şu an ulaşmış durumda. Bu yüzden terör, belki de Türk milletinin önümüzdeki 200-300 yılını etkileyebilecek bir potansiyeli içerisinde barındırıyor. Bu neden bu noktaya geldi? Biz 23 yıldır teröristle mücadele ettik, biz 23 yıldır terörle gerçek anlamda mücadele etmedik. Sanırım asıl konuşulması gereken konulardan bir tanesi de bu.

 

 

-‘Pek çok  terörist örgüt, baskın devletlerin gizli servislerinin taşeronlarıdır!’

Türkçe Yaşam: Terör kavramı üzerinde özellikle durmak istiyorum. Terörle ne amaçlanıyor? Bildiğiniz gibi 70’li yıllarda ASALA terörü yaşanmıştı. ASALA tavsiye edilir edilmez, sanki sihirli bir el başka bir örgütün oluşumuna katkı sağladı. PKK terörü, ASALA’nın ardından ortaya çıktı. Bu noktadan baktığımızda terörün kaynağı nedir? Neden terör vardır? Terörle yapılmak istenen sizce nedir?

Abdullah Ağar: Şimdi, bilinen bir temel gerçeği burada ben sizinle paylaşmak isterim. Dünya üzerinde var olan terörist örgütlerin hemen hemen tamamı, bugün dünya’da baskın karakter ortaya koyan ülkelerin gizli servislerinin taşeronlarıdır. Bugün sizin ülkeniz üzerinde hesabı olan iradeler, bir şekilde sizin başınıza teröristleri musallat ederek sayısız başarı, sayısız kazanım ortaya koyarlar. Çünkü terörle mücadele edenlerin bildiği temel bir gerçek vardır. O da şudur. Terörist yapmış olduğu mücadeleyi hiçbir zaman kazanamaz. Ama terörle mücadele eden her zaman kaybetmiştir. O kaybın ne olduğunu ben biraz önce size ifade etmeye çalıştım. Yaklaşık 300 milyar dolarlık ekonomik kayıp, bölgede ortaya çıkan travmalar ve dünyanın en güçlü ordusu olan TSK’nın bir şekilde güneydoğu Anadolu bölgesinde tespit edilmesi. Yani, savaş prensiplerinin birincisi şunu söyler. Der ki; düşmanla temasın sağlanması ve korunması. Batı dünyası teröristler üzerinden bizimle, silahlı kuvvetlerle teması sağlamış ve devam ettirmektedir. Böyle bir ‘tespit edilme’ gerçeği ile karşı karşıyayız. Şimdi, biz bu noktada boş bırakılan alanlarda da bununla ilgili, caydırıcılığımızla ilgili zafiyetleri yaşamak durumunda kalıyoruz.  Öyle bir gerçek var.


-Teröristle değil, Terörle mücadele nasıl yapılır?

Türkçe Yaşam: Az önceki soruma verdiğiniz yanıtlardan bir tanesinde ‘Biz şimdiye kadar hep teröristle mücadele ettik, terörle mücadele etmedik’  demiştiniz. Peki terörle nasıl mücadele edilir?

Abdullah Ağar: Terörle mücadele etmek derken, ilk önce Türkiye içerisinde terörün istismar etmiş olduğu o yumuşak karnı pekleştirmekle ilgili bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Terör, güneydoğu Anadolu bölgesinde açlığı istismar ediyor, yokluğu istismar ediyor. Eğitim eksikliğini istismar ediyor, feodal yapıyı istismar ediyor ve dini istismar ediyor. Biz bunları pekleştirmek zorundayız. Yani devlet olarak, orada gerekli ekonomik, toplumsal ve siyasi, yani bütün milli güç unsurlarını ilgilendiren tedbirleri almak zorundayız. Öncelik olarak bizim karşımıza ne çıkıyor? Bir kere oradaki insanlarımızı doyurmak zorundayız. Oradaki insanlarımıza iş imkanları sunmak zorundayız. Oradaki insanlarımıza eğitim vermek zorundayız. Bu eğitimden kastım sadece akli eğitim değil. Aynı zamanda bir gönlü eğitimden de bahsediyorum. Çünkü bizim bir birlik şuuru oluşturmamız gerekiyor. Ardından feodal yapının istismar ettiği, kendi ülkemize özgü hiyerarşik yapılanmayı, ıslah etmek zorundayız. Şimdi böyle bir yapının varlığı çok tartışılıyor. Ama, siz bunu kendi menfaatleriniz doğrultusunda kullanabilirsiniz. İllaki ortadan kaldırmak değildir çözüm. Çünkü sosyolojik bir vaka ile karşı karşıyayız. Geçmişte bununla ilgili örnekler yaşanmıştır ama devamı getirilememiştir. Devamı getirilmediği içinde buradaki feodal yapı bizden kopup, başkalarına hizmet eden bir hâle gelmiştir.

Bugün aslında bize karşı olan asıl tehdit bölücü terör örgütünden kaynaklanmıyor. Evet, PKK’nın taktik anlamda bize bir tehdidi var. Ama bu tehdit sanıldığı kadar büyük yada büyütülecek bir tehdit değildir. Burada asıl konuşulması gereken terörün siyasallaşmış olması ve Irak’ın Kuzey’inde ki yapılanmadır. Türkiye’nin bekasını bugün aslında Irak’ın Kuzey’indeki yapılanma tehdit ediyor. Bu yapılanmanın arkasındaki iradeler tehdit ediyor. Yeri gelmişken şunu çok net olarak ifade etmek lazım. Biz bölücü terör örgütü üzerinden teröristler ile mücadele ediyoruz, doğru. Ama biz bölücü terör örgütü üzerinden koskoca bir dünya ile de mücadele ediyoruz. Onların arkasına saklanmış, Türkiye’yi parçalamaya çalışan küresel iradeler ile de mücadele ediyoruz. Terörle mücadele de aslında bu demektir. Bu,  terörün varlığını besleyen ve destekleyen o iradelerle bir şekilde sonucu elde etmemiz gerekiyor. Biz terörü ortadan kaldırmak istiyorsak eğer, bunu Avrupa Birliği’nin başkentlerini ikna ederek, Atlantik ötesinin başkentini ikna ederek, bölgedeki diğer küresel oyuncunun başkentini ikna ederek terörü ortadan kaldırabiliriz. Bunlar kendi yapılanmaları içerisinde gerekli hiyerarşiyi çalıştırdıkları takdirde terör Türkiye’de bir gecede biter. Terör bitti, Terörist biter mi? Bu da çok kısa bir zaman içerisinde etkisizleştirilir. Zaten arkalarındaki desteğin ortadan kalktığını gördükleri takdirde onlar muhtemelen kendi kendine dağılacaklardır. Ama bugün tehdidin asıl kaynağı, Irak’ın Kuzey’inde kurulan oluşumdan, terörist devletten kaynaklanıyor. Türkiye’nin bekasını orası tehdit ediyor.

 

                 ‘Asıl hedef;  Türkiye’dir.’

Türkçe Yaşam: Yeri gelmişken son zamanlarda artan terör olayları ile neyin amaçlandığını soralım size…  

             Abdullah Ağar: Bugün Batı dünyası Ortadoğu’da tek ayak üzerinde duruyor. İkinci bir ayağı atmaya ihtiyacı var. Bu da Türkiye’nin güneyinde kurmayı düşündüğü otobüs devletçiktir. BOP’un nihai hedefi Türkiye’dir, İran değildir. 24 tane İslam ülkesinin coğrafyasını değiştirilmesi konusunda ortaya konulan tezin muharebe sahasında askeri terminoloji de şöyle bir ifadesi vardır. Ara hedef tanımlaması yapılır, asıl hedef tanımlaması yapılır. Irak, Afganistan, Balkanlar, Kafkaslar diğer Ortadoğu ülkeleri ara hedeflerdir. Asıl hedef  Türkiye’dir. Türkiye parçalandığı zaman BOP sonuca ulaşacaktır. O yüzden bütün oyunlar Türkiye üzerinedir. 

Gabar dağındaki komandı timimize düzenlenen baskın ve Dağlıca’daki üst bölgesine yapılan baskın neden yapıldı? Bunun bir cevabı var. Kuzey Irak’taki yapılanmanın içerisine bizi çekmek istiyorlar. O yapılanmayı Türkiye’ye himaye ettirmek istiyorlar. Ardından devam eden manipülasyonlarla Türkiye’yi İran’a karşı olacak olan bir operasyonda üs olarak kullanmak istiyorlar. Ardından Türkiye ile İran’ı kapıştırmak istiyorlar. Bugün bakıyorsunuz, ABD gökteki uçakları ile bir mevzi üstünlüğü elde edebiliyor. Ama yere indiği zaman ne kadar başarısız bir askeri yapılanması olduğu sadece bizler tarafından değil, Amerikalı yetkililer tarafından da görülüyor. Umr-Kasr kasabasını hatırlayın. Savaşın ilk başladığı günlerde 300 direnişçiye, ABD hiçbir şey yapamadı. Irak’ta çok ciddi anlamda bir askeri başarısızlık yaşadılar. Bu başarısızlığı ise kaos ortamıyla gidermeye çabaladılar. Sünni-Şii ve Kürt-Türk ayrımı yaratmaya çalıştılar. Bunun halk dilinde bir ifadesi vardır; birbirine kırdırma. Bunu, Türkiye ile İran arasında yapmayı planlıyorlar. İki ülkenin karar mercileri de bu tezgaha gelmeyecektir. Şuan karşı karşıya kalmış olduğumuz ortamda bu kadarda iyi niyetli düşünmek de çok doğru mu olur, zannetmiyorum.

 

                 PKK’nın yeni stratejisi: Din İstismârı

                Türkçe Yaşam: Az önceki sorduğum sorulardan bir tanesinde terörün istismar ettiği konuları sıralamıştınız. Bu konulardan bir tanesi dikkatimi özellikle çekti. Terör konusunda ‘dini bir istismardan’ bahsediyorsunuz. Bununla tam olarak ne demek istediniz? Bunu biraz açabilir misiniz?

           Abdullah Ağar: Bölücü terör örgütü çıkışına bakıldığı zaman Marksist-Leninist bir ideolojiyi benimsemiştir. Yani Ateist bir yapılanması vardır. Ancak 1991 yılında kendilerine bir talimât geldi. Tâlimatı veren kişi onlara; “Marksist-Leninist filan siz bu işlerle, bu işleri götüremezsiniz. Sizin bundan sonra dinsel stratejiler üretmeniz gerekiyor.” O dönemde örgüt içinde imamlar, cemiyetler vs. ortaya çıkmıştır. Bölücü terör örgütü o dönemden sonra, Cuma namazlarına iştirak etmeye başlamıştır. Köylerde Cuma namazlarında hutbelere çıkmaya başlamışlardır. Ramazan ayında oruç tutmadıkları hâlde, köylülerle birlikte oruç açmışlardır. Ulu orta yerlerde namazlar kılmaya başlamışlardır. Ayrıca, din yoluyla devleti ve askeri kötülemeye başlamışlardır. Yani şu ifadeyi kullanmışlardır; “kâfir devlet, kâfir asker.” Bu halkın indinde dini kullanarak, devleti ve askeri kötülemeyi ve bunları halktan kopartmayı amaçlayan bir stratejiye denk gelmektedir. Birde yeri gelmişken bir örnekten bahsetmek gerekiyor:

 “Bizim bir komando taburumuz bir baskın eylemiyle karşı karşıya kaldı. 600-700 kişilik çok güçlü bir gruptu. Çok ağır silahlar ile sınıra yakın bir yerde teçhiz edilmişlerdi. Gece sabaha kadar sürdü çatışma. Köyden de çok ciddi bir ateş geldi. Çok ciddi anlamda kırılmaların olduğu bir çatışma olmasına rağmen sabaha ulaşıldı. Ve sabah köyden gelen ateşlere karşı yapılan bir arama-tarama faaliyetleri sırasında tekrar çatışma çıktı. Bu çatışmalardan birisinde ele geçirilenlerden bir tanesi de köyün imamıydı. Yapılan kontrollerde bu köyün imamının sünnetsiz olduğu ortaya çıktı. Evinde yapılan aramalarda, evinin gizli bölmelerinden İnciller çıktı. Koynundan haç çıktı. Duvarda da Hz. Ali’nin resmi vardı. O resim çevrildiği zaman arkasında bir başka resim vardı. Resimde de beka vadisinde bölücü terör örgütünün ele başı ile beraber çekilmiş bir fotoğraf. Elebaşı ile kol kola girilmiş ve ellerinde de roketler var.

                  Şimdi bu aslında bizim ülkemiz üzerine, bizim milletimiz üzerine oynanan en derin oyuna da aslında tekabül ediyor. Bizim milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalamak için, askerimizle-sivilimizi, devletimizle-milletimizi birbirinden kopartmak için oynanan en önemli oyunu, yani din üzerinden oynanan oyunu anlatan çok güzel bir örnek bu. Biz sadece Güney Doğu Anadolu bölgesinde karşı karşıya kalmadık sadece bu tür oyunlarla. Biz bunun benzeri oyunlarla Türkiye içerisinde hep karşı karşıya kaldık. Müslüman görüntülü bir takım anlayışlar, bir takım iradeler inanç adına devleti, askeri, rejimi kötüleyerek halkı kendi yanlarına çekmeye çalıştılar. Ve kendi yanlarına çektikleri insanları, kişileri Müslümanlık rıhtımından alıp, Hıristiyanların kucağına attılar. Etnik Hıristiyanlık anlayışını benimsemiş olanların kucağına attılar. 
 

                  Türk Askeri İstatistikli verilere göre ABD askerlerinden 500 kat daha başarılı!

             Türkçe Yaşam: Terörün tırmandığı ve en çok şehit verdiğimiz dönemlerde özel kuvvetlerde komutanlık yaptınız. Bu dönemde gazi oldunuz. Olayların en yoğun olduğu dönemleri bizzat yaşadınız. Sanırım bu soruya en net yanıtı verecek olanlardan bir tanesi de sizsiniz. Devletin terör karşısındaki tutumu sizce doğru mu? Devlet bu konuda yapması gerekeni tam anlamıyla yapabildi mi? Yoksa devletin de teröre karşı aksadığı noktalar oldu mu?

                Abdullah Ağar: Tabii, olayın bir askeri tarafı var, birde diğer milli güç unsurlarını ilgilendiren tarafı var. Askeri anlamda silahlı kuvvetler insanlık tarihinin en zor savaş biçiminde, tarihte hiçbir millete nasip olmamış bir başarıya imza atmıştır. Bu konuda bir istatistik vermek gerekiyor. Biz, tabi teröristlere karşı hiçbir zaman militan yada gerilla gibi ifadeleri kullanmıyoruz. Muhatap olarak almadığımız için tabi ki bu böyle. Ama örtüştüğü için bu ifadeyi kullanacağım. ABD, Vietnam’da Veitgonklular ile mücadele ederken, onların kendisine karşı kullandığı bir gerilla harbiyle karşı karşıya kaldı. Buna benzer bir yapılanma da Güney Doğu Anadolu bölgesinde Mehmetçik’in karşısına çıktı. ABD, Vietnam’da bir Vietgonklu’yu saf dışı bırakabilmek için 8 ABD askerini feda etmek zorunda kaldı. Bu durum Güney Doğu için nasıldı? Özellikle 1999 yılına gelindiğinde rakam buna tam tersi istikamette 1’e 69 olmuştu. İstatistik anlamında bir güvenlik görevlisi şehit olduğunda, 69 bölücü terör örgütü mensubunu saf dışı eder noktasına gelmiştik. Yani biz teröristle mücadele anlamında TSK olarak, ABD’nin ortaya koymuş olduğu başarının tam 500 katı bir başarıya imza atmış durumdayız şu an. Biz askeri anlamda olağanüstü bir başarıya imza atmış olduğumuz halde, devlet iradesi olarak terörizmle mücadele etmediğimiz için, devlet iradesi olarak terörün arkasındaki iradelere engel olamadığımız için terör 23 yıldır bitmemiştir. Ve bugün karşı karşıya kaldığımız durum da terörle mücadele etme durumu değildir. Biz hâlâ teröristle mücadele ettiriliyoruz, ettirilmek zorunda bırakılıyoruz. Bunu da halka sanki çok muazzam bir iş yapıyormuşçasına bir şekilde birileri kendi ikbâlleri adına lanse ediyor. Üzgünüz ki böyle bir gerçekle karşı karşıyayız. Şunu da söylemek zorundayız. Türkiye tarihinde karşı karşıya kaldığı belki de en burhanlı dönemi yaşıyor şu an.
 

                  Güneydoğu’da Mehmetçik’in Kahramanlığı

                Türkçe Yaşam: Gelelim kahraman Mehmetçik’e. Komuta ettiğiniz timlerde 25 gazi ve 11 şehit verdiniz. Sizde vatan için çarpışmış ve bu terör belasına kurşun sıkmış birisiniz. Terör belasından sizde belinize bir nişan aldınız. Bölgede Mehmetçikle ilgili sizi en çok etkileyen yada derinden etkileyen bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

            Abdullah Ağar: Şimdi biz Güney Doğu Anadolu bölgesinde sadece teröristle mücadele etmeyiz. Hatta en son şıktır teröristle mücadele etmemiz. Biz aslında Güney Doğu Anadolu bölgesinde arazi ile mücadele ederiz. Doğa ile mücadele ederiz. Zamanla mücadele ederiz. Kendi benliğimizle mücadele ederiz ve teröristle mücadele ederiz. Bu hepsi bir bütündür. Ve bu bütünün içerisinde en çok yorulan, zorlanan ruhumuzdur. Bedenimiz çok fazlasıyla zorlanır. Hatta ben 3 gece hiç uyumadığımı, 3 gece 3 gündüz boyunca sürekli yürüdüğümü hatırlarım. 3 gün boyunca Gabar dağında yağmurun altında beklediğimi hatırlarım. Bunu örneklendirmek istiyorum. Neyi unuttunuz ki? Aslında bunların hiçbirisini unutmadım. Çünkü bir insanın normal hayatında yaşayamayacağı doruk noktalardaki ruhumuzu zorlayan olaylar ile karşı karşıya kaldık. Bunların içerisinde -çok etkilemiştir beni- bir askerimizi donarak şehit verdik biz. O’nun o son anları, onu iki metre karın içerisinde çıkartmaya çalışmamız, onun şahadetine tanık olmak benim Güney Doğu’daki yaşamış olduğum mücadelede unutamadığım en hüzünlü anılardan bir tanesidir.

 

            Şehit der ki: “Beni bin kere dirilt, bin kere öldür”

           Türkçe Yaşam: Şehitlik ne demektir, şehit kelimesini anlamı nedir? Biraz da yeri gelmişken şehitlerimizi anarak bunu soralım size…

           Abdullah Ağar: Şehit ne demek? Şehit ne demek biliyor musunuz? Şehit; şahit kelimesine yüklenerek en güçlü anlamı taşır. Şehit olarak ölürken, bir şeye şahit olur. Allah’a şahit olur, Allah’ı görür. O yüzden şehit, şehit olurken tebessüm eder. O yüzden şehit der ki; ‘beni bin kere dirilt, bin kere senin yolunda, senin uğrunda öleyim’ der. O yüzden şehit olmak çok farklı bir şeydir. Şehitlik herkese nasip olan bir şey değil. Şehit olmak için illaki Müslüman olmak yetmiyor. Bir tane örnek vereyim.

       Peygamberimizin ashabından bir sahabe, peygamberimize düşmanlık yapanlarla savaşıyorlar. Müthiş kahramanlıklar gösteriyor bu kişi. En nihayetinde bunu şehit ediyorlar. Sahabe koşuyor, diyor ki; ‘Ya resulallah şu zat şehit olmuştur. Peygamberimiz diyor ki; ‘o şehit değildir.’ Şaşırıyorlar… Sahabe, çok büyük yararlılıklar göstermiş. Peygamberimiz diyor ki; ‘o bağları, bahçeleri için savaştı.’ Bu çok önemli… Burada asıl olan niyet. Ben; Allah için, vatanım için, milletim için, devletim için, askerlik onurun için, bayrağım için, sancağım için, namusum için, şerefim için, inancım için mücadele ediyorum diyen kişi bu mücadelenin neticesinde ölürse şehit… Bu niyeti siz taşımıyorsanız sıkıntı var…   

 

              ‘Mevzileri biz tutmazsak, düşman tutar ve bizi oradan ateşe boğar.’

             Türkçe Yaşam: Son olarak Türkiye cumhuriyetini gelecekte yönetecek biz gençlere ne önerirsiniz?

      Abdullah Ağar: Bugün millet ile devleti, askerle sivili karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Bunda da çok ciddi anlamda kazandıkları mevcut. Biz, bize ait olan bütün değerlere sahip çıkmak zorundayız. Askeri terminoloji’de böyle bir ifade vardır. Der ki; stratejik hatalar, taktik başarılar ile örtülemez. Bu, şu demek. Bir tim komutanının, bir bölüm komutanın ortaya koyduğu muazzam bir başarı eğer kolordu komutanı veya ordu komutanının hata yapmasıyla düzeltilemez. Bunun bir üst versiyonu daha var. Siyaset üzerine yapılan hatalar, stratejik başarıları düzeltemez. Mehmetçik Güneydoğu’da ne kadar başarılı olursa olsun, siyasetçi başarılı olamazsa durum düzeltilemez.

      Bizim dokunulmaz kavramlarımız var. Bir genelleme yapılması gerekirse; vatan mefhumu(kavram) üzerine, millet mefhumu üzerine, devlet mefhumu üzerine, asker mefhumu üzerine, namus ve şeref mefhumu üzerine, bayrak mefhumu üzerine, din ve dil mefhumu üzerine yapılan hatalar var olsa dâhi siyasi ve stratejik başarılar ile düzeltilemez. O yüzden biz bunların hiçbirisini dokundurtmayacağız. Kendi yaşamış olduğumuz alan içerisinde, kendi ilgi ve etki sahamız içerisinde birer Mehmetçik ruhuna sahip olarak, bunların hepsine sahip çıkacağız. Bunların hepsi birer mevzidir, mevzi bölgesidir. Bu mevzileri biz tutmazsak, düşman tutar ve bizi oradan ateşe boğar. Biz o ateşe boğulmak istemiyorsak, az önce saydığımız 8-9 tane temel kavrama ve değere her halükarda sahip çıkacağız ve tartışılmasına müsaade etmeyeceğiz. Örneğin; benim inancımın tartışılmasına ben müsaade etmeyeceğim. Çünkü benim inancım ilahi bir vaazdır. Yani isteyen inanır, isteyen inanmaz. Ama bu şöyledir, böyledir diye buna ait yorum olmaz.

              Türkçe Yaşam: Abdullah bey, sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.

              Abdullah Ağar: Ben teşekkür ederim…

              Not: Türkçe Yaşam Dergisi, Sayı: 5


1 Yorum - Yorum Yaz - Yazıyı Öner
Anket
 
Sizce Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl bir dış politika izlemeli?

AB ve NATO ile uyumlu bir dış politika
Türk Devletlerini içine alan bir dış politika
Kendi başına ulusal çıkarların ön planda olduğu bağımsız bir dış politika
İslam Dünyasını içine alan bir dış politika
Avrasya Birlikteliğine önem veren bir dış politika

 
 


 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım