|
GAZİ ÜSTEĞMEN ABDULLAH AĞAR İLE "TERÖR ÜZERİNE"
-Gazilerimiz
başımızın tacı!
Türkçe Yaşam: Abdullah bey, dergimizin
eşgüdümünü sağladığı konferans için Eskişehir’de bulunuyorsunuz. Bu sayıda
bizleri kırmayarak konuğumuz oldunuz. Öncelikle Güneydoğu’da terörle mücadelede
komutanlık yapmış ve gazi olmuş birisiniz. Sizlere ne kadar teşekkür etsek,
azdır. Sizinle sohbet etmek bizim için güzel olacak…
Abdullah Ağar : Teşekkür ederim...
-‘Biz teröristle
mücadele ediyoruz, terörle değil!’
Türkçe Yaşam: Abdullah bey,
Türkiye türlü tehlikeler ile boğuşuyor. Terör, ekonomik bağımlılık, siyasal
kutuplaşmalar, irtica bunlardan sadece birkaçı. Sizce terörün bu tehlikelerin
içerisindeki yeri ve önemi nedir? Abdullah Ağar: Bu bahsetmiş olduğunuz tehdit değerlendirmesi aslında
bizim bütün milli güç unsurlarımızı değerlendiriyor. Saymış olduğunuz başlıklar
bunlardan sadece bir kısmı. Biz, milli güç kavramından yola çıkarak konuşmaya
başlayalım isterseniz. Milli güç; bir milletin kendi milli hedeflerine ulaşmada
kullandığı gücün adı demektir. Bunun da unsurları var. Ekonomik güç, siyasi
güç, askeri güç, bilimsel ve teknolojik güç, coğrafi güç, kültürel güç. Biz
bunların hepsinde bildiğimiz yada bilmediğimiz bir kuşatma ile, bir tehditle
karşı karşıyayız. Terör de bunlardan sadece bir tanesi ve askeri değerlendirme
içerisinde yer alıyor. Bilimsel ve teknolojik değerlendirme içerisinde bir
şekilde yer alıyor. Biz şu ana kadar ifade edilen rakamlarla beraber, terörden
kaynaklanan yaklaşık 300 milyar dolar gibi bir ekonomik kaybımız var. Terörden
dolayı harcamış olduğumuz para. Bu sadece olayın bir tarafı. Birde bizde neden
olmuş olduğu, toplumda neden olmuş olduğu travmalar var. Bölge halkında ve
bölgede neden olmuş olduğu travmalar var. Ve ülkenin bekasına yönelik
oluşturmuş olduğu bir zemin, bir altyapısı var terörün. Bunların hepsi bir
araya getirildiği zaman terör, gözüken ve gözükmeyen yüzüyle ve bilinmeyen
taraflarıyla ülkenin geleceğini, bekasını tehdit eden en önemli, en dinamik
unsur olarak bizlerin karşısına çıkıyor. 300 milyar dolar bir sermaye ve bu
sermayenin başka alanlarda nasıl kullanılacağını bilirseniz ve onları
kullanırsanız, müthiş bir potansiyel demek ülkenin geleceğine yapacağı katkı
anlamında. Şöyle bir örnek vermek gerekiyor; şu ana kadar güneydoğu Anadolu bölgesinde
bizim yaklaşık 6.000 askerimiz şehit oldu ve bunun 2-2,5 katı kadar askerimiz
de gazi oldu ve bu terörle mücadelenin bilinen kaybı. Bilinen kaybı diye ifade
ediyorum, çünkü bölücü terör örgütü mensupları Mehmetçik karşısında eriyen, saf
dışı bırakılan teröristleri bir şekilde parçalayarak kaçırırlardı. Onları
kayaların yarıklarına, deliklerine atarlardı. Biz bilinen tarafıyla 40.000
insanın canına mâl olan bir şeyden bahsediyoruz. 300 milyar dolar gibi bir
rakamla bunu orantıladığınız zaman, bir teröristin saf dışı bırakılması için,
biz yaklaşık 10 milyon dolar gibi bir parayı harcamışız. Bu rakam -askeri örnek
vereyim- yaklaşık 30.000 tane tank demek, 10.000 tane F-16 demek. Bizim şu anda
zaten var 400 civarında uçağımız. Tankımızın sayısı 2000-3000 civarı. Artık
bunlarda eskimiş durumda. Ekonomik anlamda kaybın ötesinde, güneydoğu Anadolu
bölgesinde terörün neden olmuş olduğu bir zafiyet var. Bütün kayıpların
içerisinde belki de en önemlisi bu. Birde terör zaman içerisinde
siyasallaşarak, sözüm ona insan hakları, sözüm ona demokrasi kavramlarıyla,
ülkenin milli birlik ve beraberliğini ortadan kaldırabilecek bir devinime şu an
ulaşmış durumda. Bu yüzden terör, belki de Türk milletinin önümüzdeki 200-300
yılını etkileyebilecek bir potansiyeli içerisinde barındırıyor. Bu neden bu
noktaya geldi? Biz 23 yıldır teröristle mücadele ettik, biz 23 yıldır terörle
gerçek anlamda mücadele etmedik. Sanırım asıl konuşulması gereken konulardan
bir tanesi de bu. -‘Pek
çok terörist örgüt, baskın devletlerin
gizli servislerinin taşeronlarıdır!’
Türkçe Yaşam: Terör kavramı
üzerinde özellikle durmak istiyorum. Terörle ne amaçlanıyor? Bildiğiniz gibi
70’li yıllarda ASALA terörü yaşanmıştı. ASALA tavsiye edilir edilmez, sanki
sihirli bir el başka bir örgütün oluşumuna katkı sağladı. PKK terörü, ASALA’nın
ardından ortaya çıktı. Bu noktadan baktığımızda terörün kaynağı nedir? Neden
terör vardır? Terörle yapılmak istenen sizce nedir?
Abdullah Ağar: Şimdi, bilinen bir
temel gerçeği burada ben sizinle paylaşmak isterim. Dünya üzerinde var olan
terörist örgütlerin hemen hemen tamamı, bugün dünya’da baskın karakter ortaya
koyan ülkelerin gizli servislerinin taşeronlarıdır. Bugün sizin ülkeniz
üzerinde hesabı olan iradeler, bir şekilde sizin başınıza teröristleri musallat
ederek sayısız başarı, sayısız kazanım ortaya koyarlar. Çünkü terörle mücadele
edenlerin bildiği temel bir gerçek vardır. O da şudur. Terörist yapmış olduğu
mücadeleyi hiçbir zaman kazanamaz. Ama terörle mücadele eden her zaman
kaybetmiştir. O kaybın ne olduğunu ben biraz önce size ifade etmeye çalıştım.
Yaklaşık 300 milyar dolarlık ekonomik kayıp, bölgede ortaya çıkan travmalar ve
dünyanın en güçlü ordusu olan TSK’nın bir şekilde güneydoğu Anadolu bölgesinde
tespit edilmesi. Yani, savaş prensiplerinin birincisi şunu söyler. Der ki;
düşmanla temasın sağlanması ve korunması. Batı dünyası teröristler üzerinden
bizimle, silahlı kuvvetlerle teması sağlamış ve devam ettirmektedir. Böyle bir
‘tespit edilme’ gerçeği ile karşı karşıyayız. Şimdi, biz bu noktada boş bırakılan
alanlarda da bununla ilgili, caydırıcılığımızla ilgili zafiyetleri yaşamak
durumunda kalıyoruz. Öyle bir gerçek
var.
-Teröristle
değil, Terörle mücadele nasıl yapılır?
Türkçe Yaşam: Az önceki soruma
verdiğiniz yanıtlardan bir tanesinde ‘Biz şimdiye kadar hep teröristle mücadele
ettik, terörle mücadele etmedik’
demiştiniz. Peki terörle nasıl mücadele edilir?
Abdullah Ağar: Terörle mücadele
etmek derken, ilk önce Türkiye içerisinde terörün istismar etmiş olduğu o
yumuşak karnı pekleştirmekle ilgili bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor.
Terör, güneydoğu Anadolu bölgesinde açlığı istismar ediyor, yokluğu istismar
ediyor. Eğitim eksikliğini istismar ediyor, feodal yapıyı istismar ediyor ve
dini istismar ediyor. Biz bunları pekleştirmek zorundayız. Yani devlet olarak,
orada gerekli ekonomik, toplumsal ve siyasi, yani bütün milli güç unsurlarını
ilgilendiren tedbirleri almak zorundayız. Öncelik olarak bizim karşımıza ne
çıkıyor? Bir kere oradaki insanlarımızı doyurmak zorundayız. Oradaki insanlarımıza
iş imkanları sunmak zorundayız. Oradaki insanlarımıza eğitim vermek zorundayız.
Bu eğitimden kastım sadece akli eğitim değil. Aynı zamanda bir gönlü eğitimden
de bahsediyorum. Çünkü bizim bir birlik şuuru oluşturmamız gerekiyor. Ardından
feodal yapının istismar ettiği, kendi ülkemize özgü hiyerarşik yapılanmayı,
ıslah etmek zorundayız. Şimdi böyle bir yapının varlığı çok tartışılıyor. Ama,
siz bunu kendi menfaatleriniz doğrultusunda kullanabilirsiniz. İllaki ortadan
kaldırmak değildir çözüm. Çünkü sosyolojik bir vaka ile karşı karşıyayız.
Geçmişte bununla ilgili örnekler yaşanmıştır ama devamı getirilememiştir.
Devamı getirilmediği içinde buradaki feodal yapı bizden kopup, başkalarına
hizmet eden bir hâle gelmiştir. Bugün
aslında bize karşı olan asıl tehdit bölücü terör örgütünden kaynaklanmıyor.
Evet, PKK’nın taktik anlamda bize bir tehdidi var. Ama bu tehdit sanıldığı
kadar büyük yada büyütülecek bir tehdit değildir. Burada asıl konuşulması
gereken terörün siyasallaşmış olması ve Irak’ın Kuzey’inde ki yapılanmadır.
Türkiye’nin bekasını bugün aslında Irak’ın Kuzey’indeki yapılanma tehdit
ediyor. Bu yapılanmanın arkasındaki iradeler tehdit ediyor. Yeri gelmişken şunu
çok net olarak ifade etmek lazım. Biz bölücü terör örgütü üzerinden teröristler
ile mücadele ediyoruz, doğru. Ama biz bölücü terör örgütü üzerinden koskoca bir
dünya ile de mücadele ediyoruz. Onların arkasına saklanmış, Türkiye’yi
parçalamaya çalışan küresel iradeler ile de mücadele ediyoruz. Terörle mücadele
de aslında bu demektir. Bu, terörün
varlığını besleyen ve destekleyen o iradelerle bir şekilde sonucu elde etmemiz
gerekiyor. Biz terörü ortadan kaldırmak istiyorsak eğer, bunu Avrupa
Birliği’nin başkentlerini ikna ederek, Atlantik ötesinin başkentini ikna
ederek, bölgedeki diğer küresel oyuncunun başkentini ikna ederek terörü ortadan
kaldırabiliriz. Bunlar kendi yapılanmaları içerisinde gerekli hiyerarşiyi
çalıştırdıkları takdirde terör Türkiye’de bir gecede biter. Terör bitti,
Terörist biter mi? Bu da çok kısa bir zaman içerisinde etkisizleştirilir. Zaten
arkalarındaki desteğin ortadan kalktığını gördükleri takdirde onlar muhtemelen
kendi kendine dağılacaklardır. Ama bugün tehdidin asıl kaynağı, Irak’ın
Kuzey’inde kurulan oluşumdan, terörist devletten kaynaklanıyor. Türkiye’nin
bekasını orası tehdit ediyor.
‘Asıl
hedef; Türkiye’dir.’
Türkçe Yaşam: Yeri gelmişken son
zamanlarda artan terör olayları ile neyin amaçlandığını soralım size…
Abdullah Ağar: Bugün Batı dünyası Ortadoğu’da tek ayak üzerinde
duruyor. İkinci bir ayağı atmaya ihtiyacı var. Bu da Türkiye’nin güneyinde
kurmayı düşündüğü otobüs devletçiktir. BOP’un nihai hedefi Türkiye’dir, İran
değildir. 24 tane İslam ülkesinin coğrafyasını değiştirilmesi konusunda ortaya
konulan tezin muharebe sahasında askeri terminoloji de şöyle bir ifadesi
vardır. Ara hedef tanımlaması yapılır, asıl hedef tanımlaması yapılır. Irak,
Afganistan, Balkanlar, Kafkaslar diğer Ortadoğu ülkeleri ara hedeflerdir. Asıl
hedef Türkiye’dir. Türkiye parçalandığı
zaman BOP sonuca ulaşacaktır. O yüzden bütün oyunlar Türkiye üzerinedir. Gabar
dağındaki komandı timimize düzenlenen baskın ve Dağlıca’daki üst bölgesine
yapılan baskın neden yapıldı? Bunun bir cevabı var. Kuzey Irak’taki
yapılanmanın içerisine bizi çekmek istiyorlar. O yapılanmayı Türkiye’ye himaye
ettirmek istiyorlar. Ardından devam eden manipülasyonlarla Türkiye’yi İran’a
karşı olacak olan bir operasyonda üs olarak kullanmak istiyorlar. Ardından
Türkiye ile İran’ı kapıştırmak istiyorlar. Bugün bakıyorsunuz, ABD gökteki
uçakları ile bir mevzi üstünlüğü elde edebiliyor. Ama yere indiği zaman ne
kadar başarısız bir askeri yapılanması olduğu sadece bizler tarafından değil,
Amerikalı yetkililer tarafından da görülüyor. Umr-Kasr kasabasını hatırlayın. Savaşın ilk başladığı günlerde 300
direnişçiye, ABD hiçbir şey yapamadı. Irak’ta çok ciddi anlamda bir askeri
başarısızlık yaşadılar. Bu başarısızlığı ise kaos ortamıyla gidermeye
çabaladılar. Sünni-Şii ve Kürt-Türk ayrımı yaratmaya çalıştılar. Bunun halk
dilinde bir ifadesi vardır; birbirine kırdırma. Bunu, Türkiye ile İran arasında
yapmayı planlıyorlar. İki ülkenin karar mercileri de bu tezgaha gelmeyecektir.
Şuan karşı karşıya kalmış olduğumuz ortamda bu kadarda iyi niyetli düşünmek de
çok doğru mu olur, zannetmiyorum.
PKK’nın yeni
stratejisi: Din İstismârı
Türkçe
Yaşam:
Az önceki sorduğum sorulardan bir tanesinde terörün istismar ettiği konuları
sıralamıştınız. Bu konulardan bir tanesi dikkatimi özellikle çekti. Terör
konusunda ‘dini bir istismardan’ bahsediyorsunuz.
Bununla tam olarak ne demek istediniz? Bunu biraz açabilir misiniz?
Abdullah
Ağar:
Bölücü terör örgütü çıkışına bakıldığı zaman Marksist-Leninist bir ideolojiyi benimsemiştir. Yani Ateist bir
yapılanması vardır. Ancak 1991 yılında kendilerine bir talimât geldi. Tâlimatı
veren kişi onlara; “Marksist-Leninist filan siz bu işlerle, bu işleri götüremezsiniz.
Sizin bundan sonra dinsel stratejiler üretmeniz gerekiyor.” O dönemde
örgüt içinde imamlar, cemiyetler vs. ortaya çıkmıştır. Bölücü terör örgütü o
dönemden sonra, Cuma namazlarına iştirak etmeye başlamıştır. Köylerde Cuma
namazlarında hutbelere çıkmaya başlamışlardır. Ramazan ayında oruç tutmadıkları
hâlde, köylülerle birlikte oruç açmışlardır. Ulu orta yerlerde namazlar kılmaya
başlamışlardır. Ayrıca, din yoluyla devleti ve askeri kötülemeye
başlamışlardır. Yani şu ifadeyi kullanmışlardır; “kâfir devlet, kâfir asker.” Bu halkın indinde dini kullanarak,
devleti ve askeri kötülemeyi ve bunları halktan kopartmayı amaçlayan bir stratejiye
denk gelmektedir. Birde yeri gelmişken bir örnekten bahsetmek gerekiyor:
“Bizim
bir komando taburumuz bir baskın eylemiyle karşı karşıya kaldı. 600-700 kişilik
çok güçlü bir gruptu. Çok ağır silahlar ile sınıra yakın bir yerde teçhiz
edilmişlerdi. Gece sabaha kadar sürdü çatışma. Köyden de çok ciddi bir ateş
geldi. Çok ciddi anlamda kırılmaların olduğu bir çatışma olmasına rağmen sabaha
ulaşıldı. Ve sabah köyden gelen ateşlere karşı yapılan bir arama-tarama
faaliyetleri sırasında tekrar çatışma çıktı. Bu çatışmalardan birisinde ele
geçirilenlerden bir tanesi de köyün imamıydı. Yapılan kontrollerde bu köyün
imamının sünnetsiz olduğu ortaya çıktı. Evinde yapılan aramalarda, evinin gizli
bölmelerinden İnciller çıktı. Koynundan haç çıktı. Duvarda da Hz. Ali’nin resmi
vardı. O resim çevrildiği zaman arkasında bir başka resim vardı. Resimde de
beka vadisinde bölücü terör örgütünün ele başı ile beraber çekilmiş bir
fotoğraf. Elebaşı ile kol kola girilmiş ve ellerinde de roketler var.
Şimdi bu aslında bizim
ülkemiz üzerine, bizim milletimiz üzerine oynanan en derin oyuna da aslında
tekabül ediyor. Bizim milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalamak için,
askerimizle-sivilimizi, devletimizle-milletimizi birbirinden kopartmak için
oynanan en önemli oyunu, yani din üzerinden oynanan oyunu anlatan çok güzel bir
örnek bu. Biz sadece Güney Doğu Anadolu bölgesinde karşı karşıya kalmadık
sadece bu tür oyunlarla. Biz bunun benzeri oyunlarla Türkiye içerisinde hep
karşı karşıya kaldık. Müslüman görüntülü bir takım anlayışlar, bir takım
iradeler inanç adına devleti, askeri, rejimi kötüleyerek halkı kendi yanlarına
çekmeye çalıştılar. Ve kendi yanlarına çektikleri insanları, kişileri
Müslümanlık rıhtımından alıp, Hıristiyanların kucağına attılar. Etnik
Hıristiyanlık anlayışını benimsemiş olanların kucağına attılar.
Türk
Askeri İstatistikli verilere göre ABD askerlerinden 500 kat daha başarılı!
Türkçe
Yaşam:
Terörün tırmandığı ve en çok şehit
verdiğimiz dönemlerde özel kuvvetlerde komutanlık yaptınız. Bu dönemde gazi oldunuz.
Olayların en yoğun olduğu dönemleri bizzat yaşadınız. Sanırım bu soruya en net
yanıtı verecek olanlardan bir tanesi de sizsiniz. Devletin terör karşısındaki
tutumu sizce doğru mu? Devlet bu konuda yapması gerekeni tam anlamıyla
yapabildi mi? Yoksa devletin de teröre karşı aksadığı noktalar oldu mu?
Abdullah Ağar: Tabii, olayın bir askeri tarafı var, birde diğer milli güç unsurlarını
ilgilendiren tarafı var. Askeri anlamda silahlı kuvvetler insanlık tarihinin en
zor savaş biçiminde, tarihte hiçbir millete nasip olmamış bir başarıya imza
atmıştır. Bu konuda bir istatistik vermek gerekiyor. Biz, tabi teröristlere
karşı hiçbir zaman militan yada gerilla gibi ifadeleri kullanmıyoruz. Muhatap
olarak almadığımız için tabi ki bu böyle. Ama örtüştüğü için bu ifadeyi
kullanacağım. ABD, Vietnam’da Veitgonklular ile mücadele ederken, onların
kendisine karşı kullandığı bir gerilla harbiyle karşı karşıya kaldı. Buna
benzer bir yapılanma da Güney Doğu Anadolu bölgesinde Mehmetçik’in karşısına
çıktı. ABD, Vietnam’da bir Vietgonklu’yu saf dışı bırakabilmek için 8 ABD
askerini feda etmek zorunda kaldı. Bu durum Güney Doğu için nasıldı? Özellikle
1999 yılına gelindiğinde rakam buna tam tersi istikamette 1’e 69 olmuştu.
İstatistik anlamında bir güvenlik görevlisi şehit olduğunda, 69 bölücü terör
örgütü mensubunu saf dışı eder noktasına gelmiştik. Yani biz teröristle
mücadele anlamında TSK olarak, ABD’nin ortaya koymuş olduğu başarının tam 500
katı bir başarıya imza atmış durumdayız şu an. Biz askeri anlamda olağanüstü bir
başarıya imza atmış olduğumuz halde, devlet iradesi olarak terörizmle mücadele
etmediğimiz için, devlet iradesi olarak terörün arkasındaki iradelere engel
olamadığımız için terör 23 yıldır bitmemiştir. Ve bugün karşı karşıya
kaldığımız durum da terörle mücadele etme durumu değildir. Biz hâlâ teröristle
mücadele ettiriliyoruz, ettirilmek zorunda bırakılıyoruz. Bunu da halka sanki
çok muazzam bir iş yapıyormuşçasına bir şekilde birileri kendi ikbâlleri adına lanse
ediyor. Üzgünüz ki böyle bir gerçekle karşı karşıyayız. Şunu da söylemek
zorundayız. Türkiye tarihinde karşı karşıya kaldığı belki de en burhanlı dönemi
yaşıyor şu an.
Güneydoğu’da
Mehmetçik’in Kahramanlığı
Türkçe
Yaşam: Gelelim kahraman Mehmetçik’e. Komuta ettiğiniz
timlerde 25 gazi ve 11 şehit verdiniz. Sizde vatan için çarpışmış ve bu terör
belasına kurşun sıkmış birisiniz. Terör belasından sizde belinize bir nişan
aldınız. Bölgede Mehmetçikle ilgili sizi en çok etkileyen yada derinden
etkileyen bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
Abdullah
Ağar: Şimdi
biz Güney Doğu Anadolu bölgesinde sadece teröristle mücadele etmeyiz. Hatta en
son şıktır teröristle mücadele etmemiz. Biz aslında Güney Doğu Anadolu
bölgesinde arazi ile mücadele ederiz. Doğa ile mücadele ederiz. Zamanla
mücadele ederiz. Kendi benliğimizle mücadele ederiz ve teröristle mücadele
ederiz. Bu hepsi bir bütündür. Ve bu bütünün içerisinde en çok yorulan,
zorlanan ruhumuzdur. Bedenimiz çok fazlasıyla zorlanır. Hatta ben 3 gece hiç
uyumadığımı, 3 gece 3 gündüz boyunca sürekli yürüdüğümü hatırlarım. 3 gün
boyunca Gabar dağında yağmurun altında beklediğimi hatırlarım. Bunu
örneklendirmek istiyorum. Neyi unuttunuz ki? Aslında bunların hiçbirisini
unutmadım. Çünkü bir insanın normal hayatında yaşayamayacağı doruk noktalardaki
ruhumuzu zorlayan olaylar ile karşı karşıya kaldık. Bunların içerisinde -çok
etkilemiştir beni- bir askerimizi donarak şehit verdik biz. O’nun o son anları, onu iki metre karın içerisinde
çıkartmaya çalışmamız, onun şahadetine tanık olmak benim Güney Doğu’daki
yaşamış olduğum mücadelede unutamadığım en hüzünlü anılardan bir tanesidir. Şehit der ki: “Beni bin kere dirilt, bin kere öldür”
Türkçe
Yaşam: Şehitlik
ne demektir, şehit kelimesini anlamı nedir? Biraz da yeri gelmişken
şehitlerimizi anarak bunu soralım size…
Abdullah
Ağar: Şehit
ne demek? Şehit ne demek biliyor musunuz? Şehit; şahit kelimesine yüklenerek en
güçlü anlamı taşır. Şehit olarak ölürken, bir şeye şahit olur. Allah’a şahit
olur, Allah’ı görür. O yüzden şehit, şehit olurken tebessüm eder. O yüzden
şehit der ki; ‘beni bin kere dirilt, bin kere senin yolunda, senin uğrunda
öleyim’ der. O yüzden şehit olmak çok farklı bir şeydir. Şehitlik herkese nasip
olan bir şey değil. Şehit olmak için illaki Müslüman olmak yetmiyor. Bir tane
örnek vereyim.
Peygamberimizin ashabından bir sahabe,
peygamberimize düşmanlık yapanlarla savaşıyorlar. Müthiş kahramanlıklar
gösteriyor bu kişi. En nihayetinde bunu şehit ediyorlar. Sahabe koşuyor, diyor
ki; ‘Ya resulallah şu zat şehit olmuştur. Peygamberimiz diyor ki; ‘o şehit
değildir.’ Şaşırıyorlar… Sahabe, çok büyük yararlılıklar göstermiş.
Peygamberimiz diyor ki; ‘o bağları,
bahçeleri için savaştı.’ Bu çok önemli… Burada asıl olan niyet. Ben; Allah
için, vatanım için, milletim için, devletim için, askerlik onurun için,
bayrağım için, sancağım için, namusum için, şerefim için, inancım için mücadele
ediyorum diyen kişi bu mücadelenin neticesinde ölürse şehit… Bu niyeti siz
taşımıyorsanız sıkıntı var…
‘Mevzileri
biz tutmazsak, düşman tutar ve bizi oradan ateşe boğar.’
Türkçe
Yaşam: Son
olarak Türkiye cumhuriyetini gelecekte yönetecek biz gençlere ne önerirsiniz?
Abdullah
Ağar: Bugün
millet ile devleti, askerle sivili karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Bunda
da çok ciddi anlamda kazandıkları mevcut. Biz, bize ait olan bütün değerlere
sahip çıkmak zorundayız. Askeri terminoloji’de böyle bir ifade vardır. Der ki;
stratejik hatalar, taktik başarılar ile örtülemez. Bu, şu demek. Bir tim
komutanının, bir bölüm komutanın ortaya koyduğu muazzam bir başarı eğer kolordu
komutanı veya ordu komutanının hata yapmasıyla düzeltilemez. Bunun bir üst
versiyonu daha var. Siyaset üzerine yapılan hatalar, stratejik başarıları
düzeltemez. Mehmetçik Güneydoğu’da ne kadar başarılı olursa olsun, siyasetçi
başarılı olamazsa durum düzeltilemez.
Bizim dokunulmaz kavramlarımız
var. Bir genelleme yapılması gerekirse; vatan mefhumu(kavram) üzerine, millet
mefhumu üzerine, devlet mefhumu üzerine, asker mefhumu üzerine, namus ve şeref
mefhumu üzerine, bayrak mefhumu üzerine, din ve dil mefhumu üzerine yapılan
hatalar var olsa dâhi siyasi ve stratejik başarılar ile düzeltilemez. O yüzden
biz bunların hiçbirisini dokundurtmayacağız. Kendi yaşamış olduğumuz alan
içerisinde, kendi ilgi ve etki sahamız içerisinde birer Mehmetçik ruhuna sahip olarak,
bunların hepsine sahip çıkacağız. Bunların hepsi birer mevzidir, mevzi
bölgesidir. Bu mevzileri biz tutmazsak, düşman tutar ve bizi oradan ateşe
boğar. Biz o ateşe boğulmak istemiyorsak, az önce saydığımız 8-9 tane temel
kavrama ve değere her halükarda sahip çıkacağız ve tartışılmasına müsaade
etmeyeceğiz. Örneğin; benim inancımın tartışılmasına ben müsaade etmeyeceğim.
Çünkü benim inancım ilahi bir vaazdır. Yani isteyen inanır, isteyen inanmaz.
Ama bu şöyledir, böyledir diye buna ait yorum olmaz.
Türkçe
Yaşam: Abdullah
bey, sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.
Abdullah
Ağar: Ben
teşekkür ederim… Not: Türkçe Yaşam Dergisi, Sayı: 5
1 Yorum - Yorum Yaz -
Yazıyı Öner
|